Katı Atık Yönetimi

Katı Atık Karakterizasyonu Analiz Metodu

 

Aşağıdaki linkte katı atık analizinin nasıl yapılacağı hakkında bilgiler içeren makale bulunmaktadır.

kati-atik-karakterizasyonu-analiz-metodu

Katı Atık Depolama Sahalarının Düzenlenmesi

 

“Katı Atık Depolama Sahalarının Düzenlenmesi” hakkındaki makaleyi aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

kati-atik-depolama-sahalarinin-duzenlenmesi

Düzensiz Depolama Sahaları

 

Depolamaya çevresel açıdan bakış
Depolama alanları, bazı fiziksel, kimyasal ve biyolojik reaksiyonların gerçekleştiği ve böylelikle atıkların yapılarının değiştiği veya bozuştuğu birer karmaşık reaktör olarak tanımlanabilir. Bu reaktörler, sonuçta daha dengeli (stabil) bir ortamın oluşmasına katkıda bulunurlar. Biyolojik dengenin sağlanması için gereken süre, depolanan atığın cinsi, sıkıştırılma derecesi ve nem oranı gibi pek çok faktörle işkilidir. Bu ve benzeri işlemler sahaya atık depolama işlemi bittikten sonra da devam edebilir. Burada sözü edilen reaksiyonlar, başarılı bir restorasyon işleminin yapılabilmesi için büyük önem taşır.

Depolama alanına yağmur suyunun girmesi ve bununla birlikte atıkların biyokimyasal ve fiziksel parçalanması sonucunda, metan oranı yüksek bir gaz ve askıda katı maddesi yüksek, organik ve inorganik içeriği fazla olan bir sızıntı suyu oluşabilmektedir. Hem sızıntı suyu, hem de depolama gazı, çevre kirliliğini önlemek açısından ve aynı zamanda tehlikeli bazı durumların oluşumunu engellemek amacı ile kontrollü bir şekilde toplanmalı ve işlenmeli veya tekrar kullanılmalıdır. Bu amaçla günümüzde aşağıdaki özelliklere sahip düzenli depolama sahaları kurulmakta ve işletilmektedir:

• alt örtü ve drenaj sistemi
• sızıntı suyu toplama sistemi
• sızıntı suyu arıtma tesisi veya sızıntı suyunun daha büyük bir arıtma tesisine ulaştıracak donanım
• depolama gazı toplama, arıtma ve / veya değerlendirme sistemi (kısmen sahanın kapatılmasından sonra ve depolama sahasının son toprak örtüsü konulması aşamasında)
• üst örtü ve kaplama sistemi

Modern düzenli depolama alanlarının kurulmasına ilişkin karakteristikler “Düşük ve Yüksek Bütçeli Belediyeler için Katı Atık Depolama Sahalarının Standart Olarak Planlanması ve Tasarımı” adlı teknik rapor içinde anlatılmıştır.

Düzensiz depolama alanları
Geçmişte atıklar genellikle yol ve nehir kenarlarına veya terkedilmiş maden ocaklarına bertaraf edilirdi. O dönemde bu yöntem çöplerin bertarafı için en uygun (en ucuz) yöntem olarak görülmekteydi. Yüzey ve yeraltı sularının ve havanın kirlenmesinden oluşacak tehlikelere genellikle önem verilmemekteydi. Düzensiz depolama sahalarının çevre ile uyum sağlaması genellikle doğaya bırakılmaktaydı. Atıklar gözden uzak olduğundan herhangi bir sorun yaratmadığı düşünülmekteydi. Ancak, depolama sahaları için bu tür (doğal) bir ıslah genellikle yeterli değildir ve gerçek dışıdır. Biriken atık maddelerin üzerinde su geçirimsiz herhangi bir tabaka olmadığından, bu kütlenin içine büyük miktarlarda yağmur suyu girmekte ve bu sular da (genelde tehlikeli olarak nitelendirilebilecek) atık bileşenlerini içlerine almaktadır. Bu sayede oluşan sızıntı suyu çevreye önemli bir kirlilik tehlikesi oluşturmaktadır. Bu sular özellikle; toprağın, yüzey ve yeraltı sularının kirlenmesine yol açmaktadır. Depolama sahalarında oluşan gaz ise içindeki yüksek metan oranı sebebiyle hava kirliliğine yol açmaktadır. Metan gazı aynı zamanda karbondioksitten 30 kat daha güçlü bir sera gazı olduğundan tüm gezegeni olumsuz etkileyen sera etkisine de katkıda bulunmaktadır. Kontrolsüz depolama gazı emisyonlarının bazı başka olumsuz etkileri ise:

• yangın ve patlama riski
• insan sağlığı ile ilgili riskler
• tarım ürün verimini düşürmesi ve bitkiler üzerinde olumsuz etkileridir

Depolanan atıklar genellikle evsel nitelikli olup bunlar evlerden ve marketlerden gelen atıklardan oluşmaktadır. Atığın içinde bulunan organik (dolayısıyla genellikle tehlikesiz olarak nitelendirilebilecek) madde %75 ve su muhtevası yaklaşık %50-60 mertebesindedir. Ancak, depolama sahasının büyük bir yerleşim yerine (şehir) veya sanayi bölgesi içinde veya bu alanlara yakın olması durumunda evsel atıkların tehlikeli atıklarla karışması sık rastlanan bir durumdur. Bu da depolama sahasını, az zararlı bir an-aerobik sindirim kütlesinden, patlamayı bekleyen bir saatli bombaya çevirebilir. Bu durumlarda toprak ve yer altı suyu uzun süreler boyunca kirli kalabilir. Bazı durumlarda depolama sahasında biriken metan gazı patlamaya bile neden olabilir. Bu nedenlerle aşağıdaki hususların yerine getirilmesi gereklidir:

• modern ve güvenlik önlemleri ile donatılmış teknolojilerin kullanıldığı yeni depolama sahalarının kurulması,
• eski ve kötü / yanlış yönetilmiş/işletilmiş düzensiz depolama sahalarını kapatmak ve (gerekiyorsa) rehabilite etmek,
• depolama sahasının içinde “uyumakta olan” olası tehlikeleri belirlemek,
• bu sahaları gerekli güvenlik standartlarını kullanarak örtmek ve alanı geri kazanmak,
• bu sahalarda oluşan emisyonları toplamak ve (gerekiyorsa) işlemek,
• kullanıma kapatılan depolama sahasını gereken peyzaj çalışmaları yaparak çevresine entegre etmek.

Teknik Kriterler ve Gelecekte Yapılacak Depolama Faaliyetleri
Bu teknik kılavuzda eski ve/veya kullanılmakta olan düzensiz depolama sahalarının kapatılması, ıslah ve rehabilite edilmesi için kullanılabilecek teknolojiler hakkında temel bilgiler verilmektedir. Verilen bilgiler hem düşük maliyetli, hem de gelişmiş standart ve sistemleri içermektedir. Düşük maliyetli ile gelişmiş standartlar arasındaki seçim yerel duruma ve maddi olanaklara bağlıdır. Düzensiz bir depolama sahasının kapatılması için en doğru yöntem ancak çeşitli çevresel, teknik ve ekonomik durumların değerlendirilmesi sonucunda elde edilebilir.

Depolama sahalarına yönelik uzun vadeli amaç, bunların en iyi teknolojiyi göz önünde bulundurarak tasarlanmaları ve inşa edilmeleridir. Buna ek olarak, bir depolama sahasının tehlike potansiyelleri, buraya depolanacak maddelerin atık olmasını engelliyerek ve bu maddeleri yeniden kullanarak veya geri dönüştürerek, sınırlandırılmalıdır. Tehlikeli atıklar evsel atıkların bertaraf edildiği depolama sahalarından uzak tutulmalıdırlar. Tehlikeli atıklar tekrar kullanılamayacak veya geri dönüştürülemeyeceklerse, bunlar, sadece bu tür atıklar özel olarak tasarlanmış olan depolama sahalarında bertaraf edilmelidirler.

Depolama Sahaları İçin Avrupa Birliği Direktifi
Avrupa Birliği atıkların depolanması ilgili (26 Nisan 1999 No: 1999/31/EC) direktif yakın geçmişte yürürlülüğe girmiştir. Bu yönetmelik, atıklar ve depolama sahaları konularında son derece sıkı işletme ve teknik yaptırımlar getirmektedir. Bu yönetmelik aynı zamanda depolama faaliyetlerinin çevreye olan etkilerini tamamen engellemek veya en aza indirgemek amacıyla alınması gereken sınırlamaları ve prosedürleri de tanımlamaktadır. Bunların yanı sıra bu yönetmelik şu konuları da kapsamaktadır: Depolama sahasının tüm hayatı boyunca (life-cycle) yüzey ve yer altı sularında sebep olabileceği kirlilik, toprak ve havaya yapacağı kirlilik, sera etkisi dahil küresel çevreye olan etkileri ve insan sağlığına olası etkileri. Avrupa Birliği’ne üye ülkeler bu yönetmeliğin gereklerini, bu yönetmelik (direktif) yürürlülüğe girdikten itibaren 2 sene içinde yerine getirmek amacı ile gerekli yasal ve idari altyapıyı kurmak zorundadırlar.

Söz konusu yönetmelik yürürlülüğe girmeden önce kapatılan depolama alanları yönetmelikte belirtilen depolama sahası kapatma kriterlerine uymak zorunda bırakılmamıştır. Ancak üye ülkeler, halen işletilmekte oldukları veya yapmayı planladıkları yeni depolama sahaları (düzensiz depolama sahaları dahil) konusunda aşağıdaki listede sunulan yaptırımların tamamını verilen süre içinde ve mümkün en çabuk şekilde yerine getirmekle yükümlüdürler:
• Bir depolama sahası işletmecisi, saha ile ilgili ve AB Depolama Sahası Direktifinde belirtilen hususlara uyumlu düzenleme önlemlerinin alındığı bir durum planı hazırlamak ve bunu yetkili (ilgili) otoritelere, üye ülkenin yasa ve yönetmeliklerini hayata geçirdiği bir yıl içinde sunmak zorundadır.
• Yetkili (ilgili) otorite, kendilerine sunulan plan ve mevcut AB yönetmeliği bazında yapacağı inceleme sonucunda depolama sahasının işletilmesinin devamı konusunda kesin bir karar verir.
• Yetkili (ilgili) otorite kabul edilen (kondisyon) plan bazında gerekli işlemlerin yapılmasını ve planın tamamlanması için gerekli geçiş süresini onaylar. AB üyesi ülkelerindeki depolama sahaları, AB Depolama Sahaları Direktifi ile ilgili kendi yasa ve yönetmeliklerini hayata geçirdikten sekiz yıl sonra bu direktifte belirtilen hususlara uymak zorundadır.

3. KAPATMA, ISLAH VE REHABİLİTASYON

3.1 Genel

Düzensiz depolama sahalarında genel olarak bir alt örtü tabakası mevcut değildir. Bunların çoğunda sızıntı suyu toplama ve işleme sistemleri de yoktur. Bu durum, depolama sahasının, kuru (çöl) iklimin hüküm sürdüğü veya yüzey ve yer altı sularından uzakta olduğu bölgelerde kurulması halinde kabul edilebilir bir olgudur. Ancak, pek çok sayıdaki düzensiz depolama sahası, göreceli olarak oldukça yüksek miktarda yağışın olduğu veya toprak ve su kaynaklarının kirletilebildiği yerlerde bulunmaktadır.

Düzensiz bir depolama sahasının rehabilitasyonu toplum ve çevre sağlığına yönelik çok sayıda faydayı beraberinde taşır. Buna ek olarak rehabilitasyon çalışmaları, oldukça değerli arazilerin geri kazanılabilmelerine olanak verecek şekilde gerçekleştirilebilir. Bazı durumlarda, rehabilite edilen sahadaki atıkların yeniden bir prosesten geçirilmesi veya sahanın genişletilmesi ile ek miktarda depolama kapasiteleri de elde edilebilir.

Bu sahaları kapatmadan önce bunlara ait bazı temel ve önemli bilgilerin bilinmesine ihtiyaç vardır. Örneğin, bu sahaların iç yapıları (depolanan atık tipi/tipler), sahip oldukları tehlike sınırları, dış durumları ve mümkün emisyon değerleri gibi bilgiler. Bu bilgiler, sahada meydana gelmesi muhtemel tüm tehlikelerin bilindiği doğru bir ıslah (reklamasyon) planının yapılmasına yardımcı olurlar.

Vahşi bir şekilde yapılan depolamayı ortadan kaldırmak ve buna kabul edilebilir bir alternatif oluşturmak için resmi otoriteler, endüstri, halk ve çevre grupları ile danışılmalıdır. Oluşturulacak planda düzensiz sahanın kapatılmasının neden gerekli görüldüğü ve takip edilecek prosedürlerin neler olacakları yer almalıdır. Plan, aynı zamanda, kapatma operasyonunun yerine getirilmesi için gerekli mali aranjmanları ve kapatılan sahanın daha sonra hangi amaçla hizmet etmesinin beklendiğine dair konuları da içermelidir. Bazen, düzensiz bir depolama sahasının düzenli bir depolama sahasına dönüştürülmesi yeni bir sahanın tesis edilmesinden daha iyidir.

Bir düzensiz depolama sahasının kapatılması ve rehabilitasyon prosesi sırasında gerçekleştirilmesi gereken bir sıra faaliyet vardır. Bunlardan önemli olanları aşağıda sunulmuştur:

• Adım – 1: Mevcut durumun belgelenmesi

Kapatılması düşünülen sahanın içinde ve etrafındaki mevcut durum belgelenmelidir (gerekli ön çalışmalar, yapılan saha çalışmalarının değerlendirilmesi ve performansları tanımlanmalıdır). Su ve hava kirliliği, atıkların dağınıklığı, diğer görsel yönler, çevredeki yerleşim yerlerine etkiler, arazinin başka amaçla kullanımı, zirai durum, su (biyolojik göstergeler), vb. konular belgelenmelidir.
• Adım – 2 : Kapatma ile ilgili planlama ve mühendislik işlemleri, ıslah ve rehabilitasyon çalışmaları

– Kapatılacak, ıslah edilecek ve rehabilitasyonu yapılacak saha ve gelecekte kullanılacak alanlar ile ilgili planlar yapılmalıdır
– Sahanın etrafındaki alanda bulunan yer altı suyunun kontrolü için izleme sistemleri planlanmalı ve tesis edilmelidir.
– Sahanın kapatılması, ıslahı ve rehabilitasyonu için gerekli mühendislik tasarımları (dizaynları) yapılmalıdır.
– Derhal yapılması ve gelecekte izlenmesi gereken işler için ekipman ve insan gücü ihtiyacı belirlenmelidir.
– Yapılacak işler için gerekli maliyetler hesaplanmalı ve bunları karşılayacak kaynaklar belirlenmelidir.

• Adım – 3 : Kapatma, ıslah ve rehabilitasyon çalışmaları

Kapatılması teklif edilen sahanın kapatılmasına yönelik işler gerçekleştirilmelidir.

3.2 Adım – 1 : Mevcut durumun belgelenmesi
Düzensiz bir depolama sahasının kapatılması ve uygulanacak en etkin rehabilitasyon metodunun seçilebilmesi için saha ile ilgili mevcut bütün bilgilerin toplanması ve değerlendirilmesi önemli bir husustur. Bu ilk çalışma tipik olarak aşağıda sıralanan hususların değerlendirilmesini içerir:

• Depolama sahasının tarihçesi ortaya konulmalıdır
• Depolama sahasının durumu (statüsü) ve halen mevcut teknik provizyonları belirlenmelidir
• Alt toprak tabaksının (jeo)hidrolojik durumu ve kompozisyonu anlaşılmalıdır
• Çevredeki alanın ve gerçekte var olan kirliliğin boyutları (statüsü) belirlenmelidir.

Bu hususlar aşağıdaki paragraflarda daha detaylı olarak açıklanmıştır. Depolama alanı altındaki toprak tabakası ve yer altı suyunun kirlilik durumu ve depo gazının üretimi gibi yönlerin netleştirilmesi için sahada bazı ek işlerin yapılması gerekli olabilir. Bu saha çalışmalarından elde edilecek sonuçların analizleri bu konularda deneyimli ve bilgi sahibi uzmanlar tarafından yapılmalıdır (örneğin, hidrojeoloji, jeoloji, vb.)

Paragraf 3.2.5′te düzensiz depolama sahasının “tehlike potansiyeli” ile ilgili yönlerin tanımlanabilmesi için bir kontrol tablosu (check list) verilmiştir.

Ön çalışma sonuçları, aşağıdaki hususlara açıklık getirerek, sahanın gelecekteki durumu ile ilgili kararların verilmesi için önemli bir tabanı (bazı) oluşturur.

• gerekli faaliyetler ve ıslah ve rehabilitasyon için mümkün olan alternatifler
• sahadan (çok tehlikeli olan) atıkların taşınmasının önemi
• kullanılacak örtme (kapatma) metodu
• sahanın gelecekteki kullanımı

Sahanın gerek rehabilitasyonu, gerekse kapatılması için uygulanacak prosedürler temelde aynıdır. Bunların birbiri arasındaki ana farklılık depolama sahası üst yüzeyinin yeni atık almaya hazırlanması ile ilgilidir.
Depolama sahasının tarihçesi
Bir depolama sahasının potansiyel etkilerinin değerlendirilebilmesi için bu sahanın kuruluş ve işletme tarihçesi ile ilgili bilgilere ihtiyaç vardır. Bu konuda yapılacak işler aşağıdaki konuları hedef olarak almalıdır:

• Mevcut (gerçek) durumun fotoğraflı dokümantasyonu, ve eğer varsa, sahanın daha önceki işletilmesi ve depolama sahası olarak kullanılmaya başlamadan önce yerel durumun tespit edilmesi
• Sahada depolanan atıkların miktar ve tiplerinin belirlenmesi, eğer mümkün ise, bu atıkların nereden, kimin tarafından (örneğin, endüstri, evsel) ve ne tür atığın depolandığının ortaya konulması
• Depolama sahasının derinliğinin ve morfolojik yapısının belirlenmesi
• Sorumluluklar hakkında bilgi edinilmesi, örneğin, sahanın yönetimi ile ilgili otoritelerin kimler olduğu, saha ile ilgili mevcut lisans ve izinler, sahanın kime ait olduğuna dair bilgilerin ortaya konulması
• Depolama sahasının işletmesi ile ilgili bilgilerin edinilmesi
• Sahaya olan ulaşım yollarının kalite ve tiplerinin ortaya konulması

Kuruluş (Set-up)

Düzensiz bir depolama sahasında atıklar yerin üstünde, yerin altında veya kısmen yerin altında depolanmış olabilir. Depolama sahasının alt tabakası yerin altında ise, bu sahada depolanan atıkların yer altı su seviyesinin hemen yakınında veya altında olmaları mümkündür. Bu da atıkların yer altı suyu ile temas etmesine ve böylelikle yer altı suyunun kirlenmesine sebep olur.

Depolama sahasının alt tabakası yerin üstünde ise atıklar yer altı su seviyesinin üzerinde kalmış olacaklardır. Ancak burada bazı istisnaların olması mümkündür. Bu istisnalara yer altı su seviyesinin aşırı yüksek olduğu yerlerde ve toprağın büyük oranda çöktüğü alanlarda rastlanır.

Atıkların yer altı suyu ile doğrudan teması genellikle yer altı suyunun kirlenmesi ile sonuçlanır. Bu durum atıklarla yer altı suyunun teması devam edeceğinden depolama sahasının örtülmesi ile düzeltilemez.

Tarihçe

Düzensiz bir depolama sahasının işletme tarihi (geçmişi) ile ilgili durumun anlaşılması için buraya depolanan atıkların tiplerinin, kaynaklarının ve miktarlarının (tehlikeli atıklar da dahil olmak üzere) ve depolama aşamasında kullanılan metodunun (örneğin, operasyon yönetimi, kayıt sistemi ve atık sınıflandırması) önemi vardır.

Bir depolama sahasının yaşı, burada depolanan organik maddelerin bozuşması ile ilgili durumun anlaşılabilmesi için önemli bir faktördür. “Yaşlı” bir depolama sahasında biyolojik bozuşma hemen hemen tamamlanmış olacağı için burada “genç” bir depolama sahasına göre çok az miktarda depolama gazı ve az miktarda sızıntı suyu oluşacaktır. Bu durum, organik olarak parçalanabilen maddeler için geçerli olup mikro kirleticilik özellik taşıyan ağır metaller için geçerli değildir.

Depolanan atıkların tipleri ve miktarları çevrenin düzensiz bir depolama sahası nedeniyle karşılaşacağı potansiyel kirliliğin boyutunu tayin ederler. Eğer depolama sahasında depolanan atıklar yapı ve moloz artıkları gibi tesirsiz özellik taşıyorlarsa burada oluşan sızıntı suyu kirliliği sınırlı kalacak, ya hiç ya da çok az miktarda depolama gazı oluşacak ve bu nedenlerle de bu sahanın çevreye olan tehlike riski düşük olacaktır. Bu durumlarda bu tür atıkların (atıklar içinde asbest bulunmaması kaydı ile) tekrardan kullanılması bile düşünülebilecektir. Eğer sahada ağırlıklı olarak evsel atık depolanmış ise sızıntı suyu kirliliği yüksek olacak ve burada depolama gazı da oluşacaktır. Bu da depolama sahasının çevreye daha yüksek oranda tehlike riski taşımasına neden olacaktır. Sızıntı suyundaki kirlilik, atıklar içindeki biyolojik ürünlerden kaynaklanacaktır. Bunun anlamı sahanın sebep olduğu kirliliğin ancak uzunca bir süreden sonra azalabileceği şeklindedir. Düzensiz depolama sahalarına tehlikeli atıkların da depolanması durumunda, bu sahalar çevreye çok daha yüksek ve ciddi tehlike riskleri oluşturacaklardır. Sızıntı suyu biyolojik olarak ya hiç parçalanmayan ya da düşük oranda parçalanan tehlikeli maddelerle daha fazla kirlenmiş olacak ve çevreye son derece büyük tehlike oluşturan tehlikeli gazları da içeren bir depolama gazı oluşacaktır.

Çeşitli atık akışlarının depolama sahalarında az ya da çok olarak “sıralanmış” (düzenli) bir şekilde depolanmaları, bu sahalarda yapılacak ıslah ve rehabilitasyon işlemlerinin gerçekleştirilebilmesi için olumlu bir katkıdır. Örneğin, eğer depolama sahasına gelen atıklar tehlikeli atıklarla karıştırılmadan depolanmış ise, atıkların tamamının taşınması yerine sadece tehlikeli atıkların taşınması ile depolama sahasının yarattığı tehlike riskleri azaltılabilir (Bkz.: paragraf 3.4.1).

kalacak, ya hiç ya da çok az miktarda depolama gazı oluşacak ve bu nedenlerle de bu sahanın çevreye olan tehlike riski düşük olacaktır. Bu durumlarda bu tür atıkların (atıklar içinde asbest bulunmaması kaydı ile) tekrardan kullanılması bile düşünülebilecektir. Eğer sahada ağırlıklı olarak evsel atık depolanmış ise sızıntı suyu kirliliği yüksek olacak ve burada depolama gazı da oluşacaktır. Bu da depolama sahasının çevreye daha yüksek oranda tehlike riski taşımasına neden olacaktır. Sızıntı suyundaki kirlilik, atıklar içindeki biyolojik ürünlerden kaynaklanacaktır. Bunun anlamı sahanın sebep olduğu kirliliğin ancak uzunca bir süreden sonra azalabileceği şeklindedir. Düzensiz depolama sahalarına tehlikeli atıkların da depolanması durumunda, bu sahalar çevreye çok daha yüksek ve ciddi tehlike riskleri oluşturacaklardır. Sızıntı suyu biyolojik olarak ya hiç parçalanmayan ya da düşük oranda parçalanan tehlikeli maddelerle daha fazla kirlenmiş olacak ve çevreye son derece büyük tehlike oluşturan tehlikeli gazları da içeren bir depolama gazı oluşacaktır.

Çeşitli atık akışlarının depolama sahalarında az ya da çok olarak “sıralanmış” (düzenli) bir şekilde depolanmaları, bu sahalarda yapılacak ıslah ve rehabilitasyon işlemlerinin gerçekleştirilebilmesi için olumlu bir katkıdır. Örneğin, eğer depolama sahasına gelen atıklar tehlikeli atıklarla karıştırılmadan depolanmış ise, atıkların tamamının taşınması yerine sadece tehlikeli atıkların taşınması ile depolama sahasının yarattığı tehlike riskleri azaltılabilir (Bkz.: paragraf 3.4.1).
kalacak, ya hiç ya da çok az miktarda depolama gazı oluşacak ve bu nedenlerle de bu sahanın çevreye olan tehlike riski düşük olacaktır. Bu durumlarda bu tür atıkların (atıklar içinde asbest bulunmaması kaydı ile) tekrardan kullanılması bile düşünülebilecektir. Eğer sahada ağırlıklı olarak evsel atık depolanmış ise sızıntı suyu kirliliği yüksek olacak ve burada depolama gazı da oluşacaktır. Bu da depolama sahasının çevreye daha yüksek oranda tehlike riski taşımasına neden olacaktır. Sızıntı suyundaki kirlilik, atıklar içindeki biyolojik ürünlerden kaynaklanacaktır. Bunun anlamı sahanın sebep olduğu kirliliğin ancak uzunca bir süreden sonra azalabileceği şeklindedir. Düzensiz depolama sahalarına tehlikeli atıkların da depolanması durumunda, bu sahalar çevreye çok daha yüksek ve ciddi tehlike riskleri oluşturacaklardır. Sızıntı suyu biyolojik olarak ya hiç parçalanmayan ya da düşük oranda parçalanan tehlikeli maddelerle daha fazla kirlenmiş olacak ve çevreye son derece büyük tehlike oluşturan tehlikeli gazları da içeren bir depolama gazı oluşacaktır.

Çeşitli atık akışlarının depolama sahalarında az ya da çok olarak “sıralanmış” (düzenli) bir şekilde depolanmaları, bu sahalarda yapılacak ıslah ve rehabilitasyon işlemlerinin gerçekleştirilebilmesi için olumlu bir katkıdır. Örneğin, eğer depolama sahasına gelen atıklar tehlikeli atıklarla karıştırılmadan depolanmış ise, atıkların tamamının taşınması yerine sadece tehlikeli atıkların taşınması ile depolama sahasının yarattığı tehlike riskleri azaltılabilir (Bkz.: paragraf 3.4.1).
Depolama sahasının durumu ve halihazırda mevcut olan teknik olanaklar
Depolama sahasının durumu

Mevcut düzensiz bir depolama sahasının rehabilitasyonu için öncelikle bu depolama sahasının halen kullanımda olup olmadığının ve burasının bir lisans ile işletilip işletilmediğinin anlaşılması gerekir. Eğer depolama sahası kullanımda değilse, burada rehabilitasyon çalışmaları derhal başlatılabilir. Eğer depolama sahasının kim(ler) tarafından kullanıldığı bilinir ve depolama sahasının işletmesi bir lisans altında gerçekleşmiyor ise bu durumda rehabilitasyon maliyetlerinin bir kısmının burasını kullananlardan alınması mümkün olabilir.

Eğer depolama sahası halen açık ve lisans ile işletilmekte ise bu sahanın derhal ıslah ve rehabilite edilmesi ve kapatılması mümkün olmayabilir. Bununla birlikte bu tür sahaların düzenli depolama sahalarına dönüştürülmesi daha iyi olabilir. Rehabilitasyon için gerekli maliyetler, rehabilite edilen sahanın genişletilmesi ile ortaya çıkan sahada yapılacak depolama için alınacak ekstra (ek) depolama ücretleri ile karşılanabilir.

Halihazırda mevcut olan teknik olanaklar

Eğer bazı teknik olanaklar (altyapı), örneğin drenaj sistemi ve/veya izleme ekipmanları (mesela, yer altı suyu izleme kuyuları) gibi olanaklar halihazırda sahada mevcut ise bunlar hem mali, hem de çevre yönünden yararlar sağlarlar. İzleme ekipmanlarının kullanımı sayesinde mevcut çevresel durum ile birlikte depolama sahasının biyolojik durumu hakkında da yeterince iyi göstergeler (bilgiler) elde edilebilir. Mevcut bir drenaj sistemi, depolama sahasından çıkan sızıntı suyunun toplanmasına ve kısmen işlenmesine (arıtılmasına) olanak verir. Böylelikle sızıntı suyunun çevreye yayılması ve yer altı suyunu kirletmesi önlenmiş olur.
(Jeo)hidrolojik durum ve depo sahası altındaki toprak tabakasının yapısı
(Jeo)hidrolojik durum ve depo sahası altındaki ve yakın çevresindeki toprak kompozisyonu ile ilgili net bilgiler, depolama sahasının yer altı suyu ve toprak veya depolama sahasındaki yerleşimler için taşıdığı kirlilik riskinin hesaplanması için elzemdir.

Depo sahası altındaki toprağın tipi sızıntı suyunun hangi derecede alt tabakalara kaçabileceğini ve yer altı suyu ile karışabileceğini tayin eder. Kumlu bir toprak tabakası yüksek geçirgenliğe sahip olduğundan sızıntı suyu tarafından kolaylıkla nüfuz ederek edilerek yer altı suyunun kirlenmesine sebep olabilir. Kilden oluşan bir alt tabaka ise düşük geçirgenliğe sahiptir ve bu tabakaların bulunduğu ortamlarda kirliliğin yayılma riski daha düşük ve kirlilik daha sınırlıdır. Alt toprağın tipi hem suyun taşınmasını hem de kirleticilerin taşınmasını etkiler. Örneğin, kil ve turba türü (peat-like) topraklar kirleticileri emebilirler.

Kumdan oluşan alt tabakalarda oturma (yerleşme/çökme) fazla değildir. Buna mukabil kil ve turba türü (peat-like) topraklar oturmaya (yerleşme/çökme) daha duyarlıdırlar. Özellikle eğer bir depolama sahası daha önce çökmelerin (ditch) bulunduğu turba türü bir toprak üstüne yerleştirilmiş ise bu sahadaki atıkların üzerine son örtünün konulması aşamasında gayri nizami bazı oturmalar (çökmeler) meydana gelebilir. Bu düzensiz bir depolama sahasının rehabilitasyonuna başlamadan önce kontrol edilmesi gereken önemli bir konudur.

Yer altı suyunun akış yönü ve hızı, yer altı suyunun yayacağı kirlililiğin derecesini tayin eden önemli kriterlerdir. Depolama sahasının altında düşük geçirimli bir toprak tabakası olsa bile, hızlı akan bir yer altı suyunu taşıyan yüksek geçirgenliğe sahip bir toprak parçasının var olması durumunda kirlilik kolaylıkla yayılabilir. Bu da yer altı suyunun çekilip (taşınarak/pompalanarak) işlenmesinin (arıtılmasının) gerekli olup olmadığını belirleyen bir husustur. Ayrıca, eğer yer altı su tabakasının seviyesi atıkların depolandığı seviyenin (alt noktanın) yukarısında ise yer altı suyu ile atıklar arasında devamlı bir temas oluşacağından bu durumlarda çok daha ciddi önlemlerin alınması gerekecektir.

3.2.4 Depolama sahası çevresindeki alanın durumu ve çevre kirliliğinin boyutları
Bir depolama sahasının hava ve suya yaptığı emisyonlar nedeni ile sebep olduğu kirlilik derecesi düzensiz depolama sahası çevresinde planlanan faaliyetleri kuvvetli şekilde etkiler. Bir depolama sahası yakınında yerleşim birimleri varsa burasının koku, çöp ve haşerelerden koruması için gereken tedbirler alınmak zorundadır. Düzensiz bir depolama sahası, bir su toplama alanı veya çevresel yönden hassas yerlere yakın bir yerde ise, burada suyun kalitesinin korunması diğer öğelerden daha önemlidir. Çevresel yönden hassas bölgelerde yer altı suyunun kirlenmesinin kabul görmesi mümkün olamayacağından, depolama sahasının rehabilitasyonu ve/veya kirlenmiş suyun temizleme işleminden geçmesi (arıtılması) yüksek öncelik taşır. Depolama gazından dolayı özel hassasiyet gösteren zirai ürünlerin bulunduğu alanların, diğer alanlara göre daha öncelikli olarak bir gaz toplama ve işleme sistemi ile teçhiz edilmesi gerekir.

Düzensiz depolama sahasının altındaki zemin ve yer altı suyu burada yapılan depolama nedeni ile ciddi şekilde kirlenmiş ise yer altı suyunun ve toprağın tamamen ıslah ve rehabilite edilmesi şart olabilir. Ekstrem bir durumda sahadaki tüm atıkların çıkartılması ve bunların düzenli bir depolama sahasına taşınması ve ya düzensiz depolama sahasının düzenli bir depolama sahasına dönüştürülmesi ya da tümü ile kapatılması söz konusu olabilir. Ayrıca kirlenmiş yer altı suyunun belirli bir müddet için çekilerek arıtılması ve böylelikle kirliliğin daha fazla yayılmasının mümkün olduğu kadar engellenmesi gerekebilir. Ancak genel olarak daha az radikal önlemlerin alınması yeterli olabilmektedir. Paragraf 3.4.1′de çeşitli alternatifler tanımlanmış bulunmaktadır.
Düzensiz bir depolama sahasının “tehlike-potansiyeli”‘nin değerlendirilmesi için kontrol listesi
Elde edilen bilgilere göre düzensiz bir depolama sahasının “tehlike potansiyeli” değerlendirilebilir. Bir sahanın kapatılması ve/veya rehabilite edilmesi sırasında alınması gereken önlemlerin sıralamasını ortaya koymaya yardımcı olmak üzere bir kontrol listesi hazırlanmış ve bu liste Tablo-1′de takdim edilmiştir.

1. Derhal gerekli olan önlemler (aksiyonlar) alınmalıdır
2. Son (final) değerlendirmeyi yapabilmek için gerekli diğer araştırmalar yapılmalıdır
3. Tehlike derecesi düşük olduğundan derhal herhangi bir önlem alınmasını gerekmemektedir.

Burada sunulan tablodaki evet/hayır durumuna göre kesin yorumların yapılması mümkün değildir. Bu tablo, alınacak önlemler ve bunların önem sıraları bir çok durumun kombinasyonu sonucunda oluşmuş olduğundan sadece her bir özel duruma göre yorum yapmak üzere kullanılmalıdır. Ancak tabloda bir adet “evet” bulunması halinde depolama sahasının “tehlikeli potansiyel” taşıdığı ve bu tabloda birden fazla “evet” bulunması halinde ise sahanın “ çok ciddi tehlike potansiyeli taşıdığı” şeklinde yorumlanmalıdır.

Adım 2: Kapatma ile ilgili planlama ve mühendislik, ıslah ve rehabilitasyon çalışmaları
İkinci adımda, düzensiz depolama sahasının kapatılması, ıslah ve rehabilitasyon işleri için gerekli tesisler ve ekipmanlar planlanmalıdır. Gerekli insan gücü hesap edilmelidir. Plan derhal gerçekleştirilmesi gereken işlemler ile takip eden safhalarda alınması gereken önlemleri (üst örtünün inşaatı ve izleme tesisleri, vb) kapsamalıdır. Sahanın gelecekteki kullanımı ile ilgili durumu ve burada yer alması düşünülen faaliyetlerin takvimi de dikkate alınmalıdır.

Planlanan aksiyonların sorumluları ve planlanan projenin gerçekleşmesi için gerekli mali koşullar da hesaplanmalıdır. Bu aşamada yapılacak işler ve kullanılacak ekipmanlar için kimlerin sorumlu olacağı (kimlerin ödeme yapacağı) netleştirilmelidir.

Ekipmanların tanımı ortaya konulduktan sonra, bu ekipmanların bulunabilir olması sağlanmalıdır. Örneğin bulunması olanaksız (egzotik) ve dış ülkelerden ithal edilmesi gerekecek herhangi bir ekipmanın talebinin yapılmamasına özen gösterilmelidir. Yol ve baraj türü yapıların inşasında kullanılan ekipmanların kullanılması en doğru uygulamadır.

3.4 Adım 3: Kapatma, ıslah ve rehabilitasyon çalışmaları
Düzensiz bir depolama tesisinin sebep olduğu kirliliğin daha fazla yayılmasını önlemek için bu sahalardan çıkan sızıntı suyunun yer altı suyunu ve etraftaki toprakları kirletmesi durdurulmalı ve depolama gazının emisyonu kontrol altına alınmalıdır. Mevcut kirlilik ile de uğraşmak gerekmektedir. Paragraf 3.4.1′de çevrenin ıslahı ve depolama sahasının rehabilitasyonu için alınması gereken önlemler anlatılmıştır. Paragraf 3.4.2′de depolama sahasının örtülme ve sahanın kapatılması işlemleri ile ilgili bilgiler verilmiştir. 3.4.3 paragrafında da oluşan depolama gazının toplatılması ve bertarafı konuları işlenmiştir.

3.4.1 Düzensiz bir depolama sahasının ıslahı ve rehabilitasyonu
Yeni inşa edilmiş bir depolama sahası çevreye kirlilik risklerini minimize edecek şekilde çevresinden izole edilmelidir. Sahaya, sızıntı suyunun yer altı suyu içine yayılmasını engellemek gayesi ile üzerinde sızıntı suyunu toplayan (ve arıtan) bir sistemin de bulunduğu bir taban örtüsünün serilmesi gereklidir. Depolama sahasının sert (taş) veya düşük geçirgenliği olan bir toprak üzerinde inşa edilmesi halinde bu alt örtüye gerek olmayabilir. Sızıntı suyunun oluşmasını (veya kısmen oluşumunu) mümkün olduğu kadar önlemek gayesi ile depolama sahası final bir üst-örtü ile kaplanmalıdır. Bu örtü yeterince geçirimsiz bir malzeme olmalı ve uygun bir eğime sahip olmalıdır. Söz konusu (final) örtü depolama faaliyeti bittikten sonra (ve depolama sahasında en büyük çöküntü meydana geldikten sonra) sahanın üzerine yerleştirilmelidir. Final üst örtü yağışlardan oluşan suların depolama sahasına sızmasını (infiltrasyon) engeller. Depolama sahasının dışından gelebilecek kaçak suların (sel sularının) depolama sahasına girmelerini engellemek için bu sahaların etraflarına hendekler ve barikatlar yapılmalıdır. Geçirimsiz üst örtü tabakası aynı zamanda depolama gazının da kontrolsüz bir şekilde emisyonunu önler. Bununla birlikte bir gaz toplama, işleme veya bu gazı kullanma sistemi de gerekli olabilmektedir. Son üst örtünün gerçekleştirilmesi paragraf 3.4.2′de açıklanmıştır. Bu örtü sahanın yerine ve rehabilite edilen sahanın daha sonra hangi amaçla kullanılacağına bağlıdır. Depolama gazının nasıl toplanacağı ve nasıl kullanılacağına dair bilgiler ise paragraf 3.4.3′de verilmiştir.

Mevcut depolama sahaları pek çok durumda gerekli bütün izolasyon önlemlerine sahip değillerdir. Alınacak ıslah ve rahabilitasyon önlemleri yerel koşullara (yeri, insan sağlığına olabilecek negatif potansiyel etki, çevresel etkiler, maliyetler, ve diğer faktörler) bağlıdır ve bunlar her durum için ayrı olarak değerlendirilmelidir. Bu önlemler, depolama sahasındaki atıkların üstlerinin sadece bir toprak tabakası ile kapatılmasından (kirliliğe sebep olmayana tesirsiz atıkların depolandığı durumlarda) atıkların tamamının depo sahasından çıkartılmasına (ve bir düzenli depolama alanına taşınması dahil) ve yer altı suyunun ıslahına (arıtılmasına) kadar bir yelpaze içinde değişebilirler.

Bir toprak tabakası ile örtmek

Eğer yapılan ilk incelemeler depolama sahasının altındaki toprağın ve yer altı suyunun hiç ya da çok az kirlilik taşıdığı ortaya konulursa ve gelecekte de buraya depolanan atıkların tiplerinden dolayı gelecekte de kirlilik beklenmiyor ise (örneğin, yıkım ve moloz gibi tesirsiz atıkların depolanması durumunda) depolama sahasının rehabilitasyonu için üstünün sadece bir toprak tabakası ile örtülmesi yeterli olabilir. Bu toprak tabakası depolama sahasından yayılacak kokuları sınırlar ve atıkların geniş bir alana yayılmasını önler. Ayrıca buradan beslenen bazı hayvanların buraya gelmelerini ve insanların buralara çöp dökmelerine engel olur.

Atıklar geniş bir alan kaplıyorlarsa toprak örtme işlemi yapılmadan önce bu atıkların daha sınırlı bir sahada toplanmaları için gerekli işlemlerin (kürekle toplama) tavsiye edilir. Atıkların eğimli bir yüzeye dökülmeleri durumunda bu atıkların aşağıya doğru kaymalarına engel olmak için zemindeki materyallerin stabilize edilmesi önerilir.

Son (Final) örtü sisteminin gerçekleştirilmesi ve yer altı suyunun ıslahı

Genelde, geçirimsiz alt tabakaya sahip olmayan mevcut düzensiz depolama sahaları için, atık ile yer altı suyu ile bir bağlantısı yoksa, son örtü sisteminin uygulanması yeterlidir. Böyle bir durumda mevcut atıkların altına geçirimsiz bir alt tabaka konmasına gerek kalmayacak ve böyle bir faaliyetin gerektirdiği yatırımlara ihtiyaç olmayacaktır. Son örtü sisteminin konmasından sonra yağmur suyu atık kütlesine giremeyeceği için, depolama sahasında oluşan sızıntı suları zaman içinde azalacaktır. Böylelikle atık içinde, sadece son örtünün konmasından önce kütle içine giren su sayesinde oluşan sızıntı suyu (ve bir ihtimal zaman içinde son örtünün delinmesi sonucunda atığın içine giren su) ve dolaylı olarak yer altı suyu kirliliği olacaktır. Eğer son örtü sistemi doğru tasarlanır ve inşa edilirse, yer altı suyuna girip yayılacak sızıntı suyu birkaç sene içinde orijinal miktarın %1-2’si seviyesinde düşürülebilir.

Sızıntı suyunun yapısı ve depolama sahasının altındaki yer altı suyunun kirlilik derecesine bağlı olarak kirliliği kontrol altına alabilmek amacıyla yer altı suyu geçici olarak, çekilip ardından da arıtılabilir. Depolama sahası civarındaki yer altı sularında gerçekleştirilecek düzenli izleme programları bu denetimin nasıl gerçekleştirilmesi konusunda bilgi verecektir. İleriye bakıldığında, yer altı suyunun kirlenme olasılığı son örtü sisteminin gerçekleştirilmesinden sonrada devam edecektir. Bu olasılık özellikle depolama alanında variller içerisinde bertaraf edilmiş kimyasal atıkların bulunması durumunda geçerlidir. Bunun nedeni kimyasal atıkları barındıran varillerin ne zaman zarar göreceği ve içindekileri serbest kalacağının bilinmeyişidir. Bu, (uzun bir süre sonra bile) yer altı suyunun, kuyular vasıtası ile yapılacak düzenli izleme yöntemleriyle denetlenmesini gerekli kılmaktadır. Eğer, geçirimsiz tabakaya sahip bir depolama sahasının alt seviyesi yer altı su seviyesinin altındaysa, atık ile yer altı suyunun devamlı teması sonucu yeraltı suyu uzun süreler boyunca (10- +100 yıl) kirlenebilir. Böyle bir durumda yer altı suyunun çıkarılması ve arıtılması ve atığın kazılması (bkz. bir sonraki sayfa) uzun süreler devam edebilir.

Yer altı suyu drenajı, sığ veya derin su kuyuları aracılığı ile gerçekleştirilebilir. Sığ kuyular mali olarak daha ucuz olmasına rağmen bütün sorunu çözmekte yetersiz kalabilir ve sadece yağmurlu mevsimler boyunca oluşan sızıntı suyunu zaptedebilir. Doğal geçirimsiz tabakaya ulaşacak derinlikteki kuyular depolama alanından kaynaklanan sızıntıyı engelleme özelliğine sahiptir. Arıtılması gereken yer altı suyunun miktarını azaltmak için bazı durumlarda depolama alanının çevresini saran ve doğal geçirimsiz tabakaya ulaşan su geçirmez perdeler çekilmelidir.

Bölüm 2.2’de belirtildiği gibi düzensiz depolama sahalarında oluşan risklerden bir tanesi bu sahalardan kontrolsüz olarak çıkan depolama gazının neden olduğu patlama ve yangın riskidir. Depolama sahasında organik maddelerin anaerobik (oksijensiz) ortamda bozuşması sonucunda oluşan depolama gazı, depolama sahasındaki mekanik faaliyetler (metal sürtünmesi sonucunda ortaya çıkan kıvılcım) veya sahadaki kırık cam parçacıklarının güneş ışığını (enerjisini) yoğunlaştırması ile alev alabilir ve yangınlar çıkabilir. Bu tür yangınlar lokal olarak ve zamanında fark edilirse bunların su ile veya üzerlerine hızla kum dökülerek söndürülmeleri mümkündür. Bu tabii ki depolama sahaları yakınlarından büyük miktarlarda suyun (ve su pompalarının) bulunmasını veya kumun depolanmasını gerektirir. Bazı durumlarda atık gövdesindeki yangının söndürülebilmesi için depolanan atıkların bir kısmının kazılması gerekli olabilir. Yangının geç fark edilmesi halinde, bunun söndürülmesi oldukça zordur ve bu durumda depolama maddelerinin büyük bir kısmı yanabilir. Bu durumlar yerleşim birimleri ve ormanlık araziler için sorunlar ve hatta tehlike oluşturur. Depolama sahalarının girişlerine ve çeşitli yerlerine yangın tehlikesine yönelik ikaz işaretleri (levhaları) konulmalıdır. Yerel itfaiye istasyonlarından yangın söndürmek için gerekli su ve/veya kum yönünden hazırlıklı olmaları için gerekli talepler yapılmalıdır. Bölüm 2.2’de belirtildiği gibi depolama gazının kontrolsuz olarak atmosfere verilmesi sonucunda ortaya çıkan yangın risklerinin azaltılması için düzensiz depolama sahalarının remediasyon ve rehabilitasyon işlemlerine hız verilmelidir.

Son örtünün inşası sırasında belli bölgelerde birikmiş depolama gazının serbest kalarak yangın çıkartabileceği, göz önünde bulundurulması gereken bir durumdur. Genel olarak bu problemler depolama sahasına yakın bir yerde yangın söndürme ekipmanlarının (su pompalarının) hazır bulundurulması, yakın çevrede su kaynağının bulunması ve depolama sahasında kullanılan iş makinalarının yangına sebep olmayacak özellikler (kıvılcım çıkarmayan) taşıması sağlanarak rahatlıkla kontrol edilebilir düzeydedir. Fakat kazı sırasında bu problemler daha karmaşık bir hal alabilir. Bu tür faaliyetlerde son örtünün konulmasına oranla daha fazla gazın serbest kalması beklenen bir durumdur. Buradan çıkacak gazlar potansiyel olarak patlamalara ve yangın tehlikesinin artmasına neden olacaktır. Bu da depolama sahasında metan ölçüm işlemlerinin yapılmasını ve metan konsantrasyon seviyesinin yüksek olması halinde sahadaki faaliyetin durdurulmasını ve kullanılan iş makinalarının kıvılcım çıkarmayan türden olmasını gerektirir.

Depolanan atıklar genelde inşaat artıkları ve moloz gibi atıklardan oluşuyorsa, organik atıkların yüksek oranda bulunduğu bir depolama alanına göre yangın tehlikesi daha az olacaktır. Eğer düzensiz depolama alanına kimyasal atıkların bulunma riski varsa, depolama alanının kazılmasının planlanmasında ek güvenlik önlemleri alınmalıdır. Kazı, bulunması ihtimali olan kimyasal atık ihtiva eden varillere zarar vermemeye ve bu kimyasallarla teması önlemeye özen göstermelidir. Bu durumlarda yangına dayanıklı iş elbiseleri ve oksijen maskeleri gibi özel emniyet tedbirleri alınmalıdır.

Yangın tehlikesini sınırlamak, kimyasal atığı taşımak ve işçilerin güvenliğini sağlamak için özel güvenlik ekipmanı ve önlemleri alınmalıdır (örn: ateşleme sistemi kullanmayan araçlar, kişisel güvenlik önlemleri gibi)
3.4.2 Düzensiz bir depolama sahasının üstünün örtülmesi ve kapatılması
Depolama sahalarının üstlerine bir örtü sisteminin konulmasının nedeni, burada depolanan atıkların yüzey çevresinden izole edilmelerini sağlamak ve böylelikle kapalı sahaya girebilecek sıvıların uzun vadede minimize edilmelerini temin etmek ve sahada oluşan depolama gazının havalandırmasını geçekleştirmektir. Son (final) örtü sistemi, minimum bakım gerektirecek, drenajın gerçekleşmesine olanak verecek ve örtünün erozyonunu minimize edecek şekilde inşa edilmelidir. Son (final) örtü 4 tabakadan oluşmalıdır.
• temel tabaka
• geçirimsiz izolasyon tabakası
• drenaj tabakası
• üst toprak örtü
Son (final) örtü sisteminin şematik bir görüntüsü Şekil -2′de gösterilmiştir.

Temel tabaka

İnşa edilen son (final) örtü sisteminin kalitesi büyük oranda üzerine konulan temel tabakanın mukavemetine bağlıdır. En son yerleştirilen atık tabakasının üzerine bir toprak tabakası yerleştirilmelidir (bunun kalınlığı, depolana atığın boyutlarına bağlı olmakla birlikte yaklaşık 30 cm kadar olmalıdır). Bunun amacı (atıkların üzerindeki) üst izolasyonun hasar görmesini engellemektir. Bu örtü, oluşan depolama gazının çıkışına izin veren doğal kumlu bir malzemeden veya inşaat sahalarından çıkan iri materyallerden veya tuğla endüstrisi artıklarından yapılmış olabilir. Temel tabakada toplanan depolama gazı, yine bu tabaka içine yerleştirilmiş olan bir gaz taşıma sisteminin yardımı havaya bırakılır. (Bkz. paragraf 3.4.3)

Depolanan atıklara ve temel tabaka olarak kullanılan malzemenin özelliklerine göre, temel tabakanın depolanan atıklar içine çökmesini engellemek amacı ile atıkların üstüne serilmek üzere geçirgen (gaz çıkışına izin vermek gayesi ile) bir jeo-membran örtünün kullanımı da düşünülebilir.

Temel tabakanın iyice sıkıştırılması gerekir. Bu tabakanın üzerinde delici/kesici veya sert cisimlerin bulunmaması ve düz bir yapıda olması ve böylelikle üzerine konulacak izolasyon tabakası için iyi bir temel oluşturması gerekir. Temel tabaka, aynı zamanda, sahada gelecekte meydana gelecek kısmi çökelmeleri veya depolanan atıkların batışlarından kaynaklanacak ve son örtü sistemine hasar verebilecek durumları minimize edebilecek özellikte olmalıdır.

Geçirimsiz izolasyon tabakası

Geçirimsiz izolasyon tabakası temel tabakanın üzerine yerleştirilmek zorundadır. Bu tabaka, gaz ve suya karşı geçirimsiz özellik taşıyan, esnek malzeme veya malzemeler kombinasyonundan yapılmalıdır. Örneğin:

• Plastik örtüler
• Mineral bileşenler (bentonit/kum karışımları (yaklaşık % 5 – 10 bentonit gibi)
• Bazı kil çeşitleri veya düşük geçirgenliğe sahip killi topraklar

Plastik örtüden yapılmış bir izolasyon tabakası prensip olarak suya karşı tam olarak geçirimsizdir. Bununla birlikte, montaj sırasında meydana gelen bir hatadan dolayı yerel olarak meydana gelebilecek bir sızma olasılığı ve üzerine aşırı yükleme yapılması gibi durumlar göz önünde bulundurulmalıdır. Plastik örtü üzerindeki aşırı yükleme, depolama sahasının yanlarının maksimum olarak 1:3 mertebesinde eğim verilmesi ile büyük oranda önlenebilir. Depolama sahasındaki alt tabakanın çökmesi ve atıkların çökmesi (kısmen atıkların biyolojik olarak bozuşması nedeni ile) sonucunda sahada oldukça büyük yükseklik farkları meydana gelebilir. Bu da plastik örtü üzerine aşırı yük gelmesine ve sızmaların oluşmasına sebep olur. İzole Plastik bir örtü kullanılacak ise bu en az 2 mm kalınlıkta olmalıdır. Geçirimsiz tabaka olarak plastik sızdırmaz örtü kullanılacak ise bunun belirli aralıklarda kontrol edilmesi ve sızıntıya karşı korunması gerekmektedir. Optimum koşulları garanti edebilmek için, genel olarak, bu örtülerin 30 veya 40 yılda bir değiştirilmeleri düşünülmelidir.

Plastik örtülerin tersine mineral izolasyon tabakaları içinde bulunan mineral maddelerin büyük bir şişme ve doğal olarak izole (self-sealing) etme özellikleri vardır. Fakat bu tür tabakalar hiçbir zaman tamamen su geçirimsiz olmazlar. Örnek olarak, bir bentonit/ kum karışımı, temel tabaka üzerinde getirilerek yayıldıktan sonra mümkün olan en yüksek yoğunluğu verebilmek üzere sıkıştırıldı. Genel olarak sıkıştırma sonrası tabaka kalınlıkları 10 ile 30 cm arasında değişmektedir. İnce (1-2 cm) bentonit kalıplar ve su camı (suyla çözünen cam) tabakaları alternatif malzemeler arasında düşük su geçirgenliği gösterir. Fakat bu türden bir malzemenin kullanımı daha karmaşık ve daha fazla izleme (monitor) gerektirmektedir. Alternatif malzemelerden bir kısmı henüz büyük ölçekli bir uygulamada denenmemiştir.

Depolama alanı yakınlarında düşük geçirgenliği olan kil veya killi toprak bulunuyorsa izolasyon tabakasında bu malzemeyi kullanmak daha ucuz olacaktır. Örneğin bu tabaka (sıkıştırmadan sonra) her biri 25 cm kalınlığında iki katman killi toprak ile inşa edilebilir. Az geçirgen killi tabakanın inşaatı öncesinde kullanılacak malzemenin gerekli geçirgenlik ve homojenite değerlerini verdiğine dair test edilmesi gerekmektedir. İnşaat süresince gelen kil malzemesinin her hacim birimi için test edilmesi gerekmektedir. Bu işlem, sorumlu kişi tarafından kil yapısında bir değişiklikten şüphelenildiğinde daha da sık tekrarlanmalıdır.

Plastik örtücü ile birlikte kullanılacak bentonit / kum karışımı tabaka optimum düzeyde çalışan izolasyon tabakası için en güvenilir yöntemdir. Bu kombinasyon Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde önerilen bir uygulamadır. Kombinasyon tabakası doğal olarak tek tabakadan daha pahalı olacaktır. Avrupa Komisyonunun, Atığın Depolanması ile ilgili (26 Nisan 1999 tarihli 1999/31/EC no’lu ) yönetmeliğinde tehlikeli atıklar içeren bir depolama alanı için plastik örtücü tabaka ve geçirimsiz mineral tabaka kombinasyonu önerilmektedir. Diğer depolama alanlarında sadece geçirimsiz mineral tabaka kullanılmasının yeterli olacağı öngörülmüştür. Daha öncede belirtildiği gibi bu yönetmelik Avrupa Birliği üye ülkelerinde faal durumda olan veya yeni depolama sahalarını kapsamaktadır. Buna göre işletmeye kapanmış depolama alanları bu yönetmeliğe dahil edilmemiştir.

Geçirimsiz izolasyon tabakasının tamamlanmasından sonra suyun içeri sızmasını ve orda kalmasına neden olabilecek çukurların olmadığına emin olmak için yüzey yamacı ve bariyer tabakasının incelenmesi gerekmektedir.

Drenaj tabakası

Üst toprak tabakasından fazla suyu uzaklaştırabilmek ve fazla yağış olduğu zamanlarda bu tabakayı koruyabilmek için geçirimsiz izolasyon tabakasının üzerine bir drenaj tabakası inşa etmek gerekmektedir. Üst toprak tabakası su doygunluğuna ulaştığında yağmur drenaj tabakasına ulaşır. Drenaj tabakası, humus içeriği düşük, geçirgenliği yüksek kumdan inşa edilmelidir. Drenaj tabakasının içinde bir drenaj altyapısı yerleştirilmelidir. Bu sistem HDPE gibi bir malzemeden oluşan drenaj borularından oluşmalıdır. Tabakanın toplam kalınlığı 30 cm civarında olmalıdır. Tabakaya giren fazla suyun cazibeyle akmasını sağlayarak kenarlardaki ana toplama borularına ulaşması için tabakaya en azından küçük bir eğim verilmelidir. Toplayıcı borular fazla suyu depolama alanından uzaklaştırma görevini gerçekleştirirler.

Fazla suyun tasfiyesini sağlamasının dışında drenaj tabakası, yeraltında yaşayan hayvanların ve bitki köklerinin geçirimsiz tabakaya ulaşıp zarar vermesini engelleyen bir güvenlik tabakası olarak ta görev yapmaktadır

Üst toprak tabakası (nebati toprak)
Depolama alanının son örtü sistemi üst toprağın serilmesiyle tamamlanır. Bu tabakanın görevi alttaki tabakaları mekanik zarardan, kuruma ve çatlamadan, (bitki büyümesi ile birlikte) bitki köklerinin nüfuz etmesinden ve erozyona karşı korumaktır Bu tabakanın kalınlığı ve kalitesi; su gereksinimi, planlanan bitki ekimi ve kapatılan depolama alanını için planlanan kullanıma göre değişmektedir. Her durumda, bu tabaka en azından 1 m kalınlığında olması gerekmektedir. Peyzaj çalışmalarında ağaç kullanılacaksa daha kalın bir tabakaya ihtiyaç duyulacaktır. Depolama alanının üzerinde derin köklü ağaçların ekilmesi tavsiye edilmemektedir. Derin kök salmayan yüksek ve ağır ağaçlar da, rüzgardan kolay etkilenip devrilebilecekleri için kullanılmamalıdır. Bunun nedeni devrilebilecek ağacın üst toprak tabakasına önemli zarar verebileceği ve hatta drenaj ve/veya geçirimsiz izolasyon tabakasını ortaya çıkarıp zarar verebilecek olmasıdır.

Üst toprak tabakası bitkinin suyunu ve besinini alacağı tabakadır, bu yüzden toprağın su tutması ve köklerin kolay nüfuz edebilmesine olanak tanıması gerekmektedir. Bu tabaka aynı zamanda izolasyon ve drenaj tabakalarını donmaktan da koruyacak düzeyde olmalıdır. Eğer izolasyon tabakası kil ve mineral maddelerden oluşuyorsa, üst toprak tabakası bu tabakanın su kaybını da engellemek üzere tasarlanmalıdır.

3.4.3 Depolama gazının toplanması ve bertaraf edilmesi
Depolama sahasında oluşan gazlar ya saha sınırlarının dışına çıkıp dağılabilir (Düzensiz bir depolama sahasının ıslahı ve rehabilitasyonu ile ilgili bölüm 3.4.1’de anlatılan yangın riski gibi, değişik risklere sebep olabilir) ya da kontrol edilerek toplanabilirler. Toplanmış olan depolama gazı faydalı amaçlar için kullanılabilir, yakılabilir veya doğrudan atmosfere verilebilir. Atmosfere verilmeleri durumumda bu gazlar küresel ısınma başta olmak üzere arzu edilmeyen çeşitli çevresel sorunlara (ve emniyet problemlerine) sebep olabilir. Ancak depolama gazının toplanması ve kullanımı daha ucuz enerji kaynakları ile karşılaştırılmasını gerektiren ciddi yatırım ve işletme giderleri yaratmaktadır. Bu bölümde aşağıdaki konular hakkında bilgi verilmiştir:

• Depolama gazının kaynağı ve oluşumu
• Depolama gazının oluşturduğu çevre (ve güvenlik) problemleri
• Depolama gazının toplanması, çıkarılması ve kullanılması

Depolama gazının kaynağı ve oluşumu

Vahşi deponilerde ve depolama sahalarında depolanmış olan büyük miktardaki organik atıkların havasız ortamda çürümesi sonucunda depolama gazı (veya biyogaz) oluşmaktadır. Depolama gazı genellikle metan (%50-60), karbon di oksit (%35-40) ve azot gibi bileşenlerden (%3-10) oluşur. Bu gazın kompozisyonunda ayrıca iz (trace) miktarda oksijen, çeşitli organik kükürt bileşenleri, amonyak ve su bulunur. Bunların yanında az olarak görülen diğer iz maddeler ise benzin, tolüen, kükürt di oksit, metilen klorittir. Depolama sahasına tehlikeli atıkların depolanması durumunda, depolama gazının yapısı olumsuz yönde etkilenebilir. Depolama faaliyetinin ilk yıllarında oksijen konsantrasyonu çok yüksek ve metan konsantrasyonu çok düşük olabilir. Bunun nedeni atıkların depolanmadan önceki dönemde içlerinde bulunan oksijen nedeni ile bu dönemde oksijenli (aerobik) bir ortamın var olmasıdır.

Depolama gazının kalitesi ve depolama gazının oluşum hızı aşağıdaki koşullara göre değişiklik göstermektedir:

• Atığın kompozisyonu (karbon konsantrasyonu, besin içeriği (nutrient), bozuşma reaksiyonlarını engelleyici bileşenlerin (inhibitör) varlığı, nem oranı vs.)
• Atıkların geçtiği ön işleme derecesi (atık azaltma, geri dönüştürme, kompostlaştırma, balyalama)
• Sıkıştırmanın türü ve derecesi (şiddeti)
• Depolama sahasının işletilme yöntemi
• Örtü tabakasının türü ve kalınlığı
• Atığın miktarı
• Depolama alanının geometrisi ve hidrojeolojik özellikleri
• İklim (sıcaklık derecesi, yağmur, buharlaşma)

Bertaraf edilen (tipik) evsel atığın her bir tonu, depolama sahasının ömrü boyunca yaklaşık olarak 200 m3 depolama gazı oluşturmaktadır. Depolama gazının % 60’ı atık depolandıktan sonra 10 sene içinde oluşmaktadır. Bu miktar 15-20 yıl içinde %90 seviyesine çıkmaktadır. Depolama sahalarında moloz ve inşaat artıkları gibi organik olmayan (tesirsiz) maddelerin bertaraf edilmesi durumunda depolama gazının oluşumu daha az olabilmektedir. Bu sahalara tehlikeli atıkların bertaraf edilmesi sonucunda inhibisyon nedeni ile gaz oluşumu daha sınırlı olmaktadır. Modern depolama sahalarında gaz oluşumu da düzensiz depolamada oluşan gaz miktarına göre daha az olmaktadır. Bunun nedeni organik atıkların giderek daha büyük oranlarda kompostlaştırma, anaerobik sistemler ve yakma tesislerine gönderiliyor olmasıdır.
Depolama gazı oluşumu küçük ve sığ depolama sahalarında da düşük seviyelerde olacaktır. Bunun nedeni bu tür depolama sahalarının ilk kullanım yıllarında oluşan oksijenli (aerobik) ortamların uzun süre yok olmamasıdır. Bu durum düzensiz depolama sahaları için de geçerlidir. Bunun nedeni, bu sahalarda atıkların yeterli derecede sıkıştırılmamaları ve bu sahaların son örtüden yoksun bırakılmaları sonucunda dış ortamdan içeriye oksijenin girebilmesidir.

Depolama gazının oluşturduğu çevre (ve güvenlik) problemleri

2.2 no’lu paragrafta daha önce de söz edildiği gibi depolama gazının oluşumu ve eldesi sırasında çeşitli çevresel (ve güvenlik) problemleri oluşabilmektedir. Bunlardan bazıları:

• Sera etkisine olumsuz katkı
• Patlama ve yangın tehlikesi
• İnsan sağlığı için tehlike
• Depolama sahasının üzerinde ve yakınındaki tarım ürünleri ve diğer bitkilere olumsuz etkiler
• koku emisyonu
Eğer depolama alanı kum, çakıl veya kırık taşlardan oluşan orta-yüksek geçirgenliğe sahip bir katman üzerine inşa edildiyse, gaz yere paralel bir şekilde depolama sahası sınırlarının bir hayli dışına çıkabilir. Bu yüzden, depolama gazından oluşan problemler sadece saha içinde kalmamakta, fakat saha sınırlarının ötesinde de meydana gelebilmektedir.

Depolama gazı yüksek oranlarda metan içerdiğinden sera etkisine katkıda bulunmaktadır. Metan gazının sera etkisine olumsuz etkisi karbondioksitten 30 kat daha fazla olabilmektedir. Depolama gazının toplanması ve yakılması, metanı karbon dioksit’e çevirerek bu gazın olumsuz etkilerini azaltmaktadır. Depolama gazının toplanıp kullanılabilmesi halinde fosil yakıtlarının kullanımları azalmış olacak ve bu da karbon di oksit emisyonlarını azaltmış olacağı için sera etkisine olumlu katkıda bulunulmuş olacaktır.

Depolama gazının yüksek yanıcılığı, nefes almayı engelleyici (boğucu) özelliği, iz (trace) miktarda da olsa organik madde içermesi, bu gazın binalarda, rögarlarda birikmesini veya kontrolsüz yayılmasını ve ilerlemesini tehlikeli kılmaktadır. Metan gazı düşük konsantrasyonlarda olduğu sürece kokusu dışında olumsuz bir etki göstermemektedir. Atığın üzerine serilecek bir toprak örtüsü bu etkiyi azaltabilir. Daha yüksek metan konsantrasyonlarında (hacmen % 5-15) patlama tehlikesi mevcuttur. Hacmen % 15’in üzerindeki konsantrasyonlarda metan gazı yanar ve dolayısıyla yangın tehlikesi oluşturur. Depolama sahasına tehlikeli atıkların bertaraf edilmesi durumunda depolama gazı toksik bileşenler içerebilir. Bu nedenle, bu tür tehlikelere maruz yerleşim yerlerindeki kapalı alanlar (özellikle bodrum gibi yer altında bulunan mekanlar) mutlaka iyi bir havalandırmaya sahip olmalıdır.

Depolama gazının özellikle rehabilite edilmiş depolama sahaları üzerinde yetişen bitkileri olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Bu etki sahanın yakınlarındaki bitki yapısında da gözlemlenebilir. Metan gazı toprak üzerindeki normal atmosferin (havanın) yerini alarak ve oksijenin toprağa girmesini engelleyerek toprağı oksijensiz hale (anokside) getirme özelliğine sahiptir. Bu etki depolama sahasının üstünde ve / veya yakınlarında yetişen tüm bitkilerin büyümesini sınırlar. Depolama gazı içinde bulunan fitotoksik bileşenler de bitkilerin büyümelerini sınırlandırabilir.

Depolama gazının toplanması, çıkarılması ve kullanılması

Yukarıda anlatılan problem ve sorunları yaşamamak için en azından depolama sahası içinde biriken depolama gazının kontrollü bir şekilde bertaraf edilmesi gerekmektedir. Gaz bir deşarj noktasından toplanmalı ve daha sonra yakılmalı veya arıtmak, işlemek veya merkezi bir yakma sistemine götürülmek üzere taşınmalıdır.

Daha önce de belirtildiği gibi gaz toplama ve taşıma sistemi izolasyon tabakasının hemen altında bulunan temel tabaka içinde bulunmalıdır. Bu sistem yükselen gazların yolunu keserek onların kontrollü çıkış bacalarına gitmesini sağlar. Taşıma sistemi 5-12 cm arasında değişen delikli HDPE borulardan oluşur. Boruların birbirine uzaklığı 10-20 m arasındadır. Şekil 4 izolasyon tabakasının altında bulunan gaz toplama sistemini şematik bir şekilde göstermektedir.

Eğer depolama gazı kullanılacaksa ve optimum gaz üretimi gerekiyorsa, yukarıda anlatılan sisteme ek olarak bir de dikey toplama sisteminin yerleştirilmesi yararlı olacaktır. Ayrıca gaz toplama hızı pompalama ile daha da arttırılabilir. Bu hususta dikkat edilmesi gereken nokta pompalamanın aşırı hızda yapılmaması ve böylelikle depolama sahasına (oksijen dahil) hava girmesine engel olunmasıdır. Dikey sistem 50-70 metre aralıklarla yerleştirilmiş dikey gaz kuyularından oluşur. Düzensiz depolama sahaları genellikle gaz toplama işlemi için elverişli değildir. Söz konusu kuyular depolama sahası üzerinde 80-120 cm çaplı kuyu kazan sondaj makineleri ile gerçekleştirilir. Kuyuların derinliği depolama alanının toplam derinliğinin % 50-90’ı mertebesindedir. Gazın toplanabilmesi için 10-20 cm çaplı borular, açılan sondaj kuyularına yerleştirilmelidir. Bu boruların üstte kalan 4-5 metresi deliksiz kalanı ise gaz toplamak için delikli olmalıdır. Boru bağlantılarının, ileride depolama alanında olacak çökmelerden zarar görmemesi için teleskopik şekilde inşa edilmeleri gerekmektedir. Delikli boruların deliksiz borularla birleştiği nokta kum/bentonit karışımı bir malzemeyle (en az 0.5 cm) tıkanmalıdır. Bu işlem depolama sahasının üzerinden gelen havanın atık kütlesi içine girmesini engellemek veya toplanan depolama gazı ile karışmasını engellemek amacıyla yapılmalıdır. Delikli boruların etrafındaki boşluklar çakıl ile, deliksiz boruların etrafındaki boşluklar ise kum ile doldurulmalıdır. Şekil 5 dikey toplama borularını (kuyularını) ve depolama işlemlerinin tamamlanmasından sonra sistemin uygulanışını göstermektedir.

Dikey boruların birbirine olan uzaklığı yukarıda da belirtildiği gibi 50 – 70 metre arasında olup bu değer düzenli depolama alanlarında sık olarak kullanılan mesafelerdir. Bu mesafeler (kuyu aralıkları) daha fazla olursa gaz toplama işlemi etkin olmaz. Daha kısa tutulursa teknik açıdan problemle karşılaşılmasa da kuyu miktarı artacak ve sonuç olarak daha yüksek işletme giderleri ile karşılaşılacaktır. Düzenli depolama alanları ile ilgili tasarımlar ve bu tür detaylar bu konuda uzman mühendislik firmaları tarafından gerçekleştirilmelidir.
Gaz toplama sisteminde biriken gaz daha sonra gaz – boşaltım noktalarına taşınır. Bu boşaltma noktaları depolama sahasına suyun girmesini engellemek amacıyla her zaman sahanın en yüksek noktalarına yerleştirilmelidir. Uygulanan en basit sistemlerden biri “gaz penceresi” olarak bilinir ve bu sistem gazı sadece depolama alanından almak için kullanılır. Ancak bu sistem, kontrollü gaz çıkışı için uygun olmadığı gibi kötü kokuların ve hatta yangınların kaynağı olabileceğinden tavsiye edilmemektedir. Gaz en azından yerinde yakmayı olanaklı kılan basit bir yakma sistemine bağlı olmalıdır. Ancak bu gazın esnek (HDPE) borular vasıtasıyla bir yerde toplanılıp yakılması veya değerlendirilmek üzere gerekli donanıma sahip bir tesise gönderilmesi daha iyi bir yöntemdir. Gaz sisteminde kullanılan borulara depolama sahasının yamaçları doğrultusunda yeterli eğim vermek önemlidir. Borular biyogaz içindeki nemin yoğunlaşmasından (kondensasyonundan) tıkanırsa boru içindeki gaz hareket edemez hale gelir. Yoğunlaşma sonrası ortaya çıkan suları tasfiye etmek için en alçak noktada bir drenaj sisteminin yapılması gerekmektedir. Gaz toplama ve taşıma sisteminin mühendislik işlerinin bu konuda deneyim kazanmış kişi veya kurumlarca yapılması tavsiye edilir.

Bazı depolama alanlarında depolama gazının miktarı bu gazı yakıt olarak kullanabilecek düzeyde olabilir. Ancak bunda başarılı olabilmek için aşağıdaki hususların yerine getirilmesi gerekir:

• gaz için uygun bir kullanım alanı belirlenmelidir
• depolama alanı en azından 10 metre derinliğinde organik madde içermelidir
• hazırda büyük bir miktar (en azından 0.5 milyon ton) atığın olması gerekmektedir
• atık eski olmamalıdır (en iyi durum 2-10 yıl)
• depolama sahası su ile doymuş olmamalıdır

Bu kriterlere göre düzensiz depolama alanlarının çoğu için en ekonomik ve en tatbik edilebilir kontrol sistemi gazın yakılmasıdır. Bu sahaların çoğunluğunda atıklar 10 yıldan daha eskidir. Deneyimlere göre depolama sahasında gaz üretimi atık bertarafı bittikten 15 sene içinde minimal düzeye inmekte (dolayısıyla değerlendirmeyi ekonomik olarak yetersiz kılmaktadır) fakat uzun yıllar boyunca devam edebilmektedir. Gazın değerlendirilmesi ve kapanma sonrası bakım işleri planlanırken bu gerçek göz önünde bulundurulmalıdır

3.5 Türkiye’deki tecrübeler
İstanbul, Ümraniye’de yaşanılan ve depolama sahası üzerinde ve yakın çevresinde yaşayan 34 insanın ölmesinden sonra düzensiz depolama sahalarını yarattığı tehlikeler Türkiye’nin gündemine girmiştir. Türkiye’de İzmit entegre çevre projesi kapsamında yaptırılan katı atık depolama sahaları dışında bu raporda öngörülen ve en son AB yönetmeliği ile uyum halinde olan herhangi bir depolama sahası mevcut değildir. İstanbul’un Avrupa (Oda Yeri) ve Asya’daki (Kömürcü Oda) depolama sahaları ile İzmir (Çiğli) ve Bursa’daki depolama tesisleri yarı düzenli depolama tesisleridir.

Buralarda kurulan depolama sahaları geçirimsizliği düşük kil tabakalar üzerine inşa edilmiştir. Ancak bu sahalar ne 14 Mart 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği içinde yer alan kriterlere ne de 1999 yılında yürürlüğe giren ve bu raporda üzerinde durulan AB depolama sahaları direktifinde öngörülen hususların büyük bir kısmına cevaz vermemektedirler. Örneğin bu sahalarda kil tabakalar üzerinde sentetik bir örtü olmadığı gibi, hastane atıkları dahil tehlikeli atıklar da depolanmaktadır. İzmit çevre entegre tesisindeki tehlikeli atık depolama sahası da yine yönetmeliklerde ön görülen hususları yerine getirmediği için henüz lisans sahibi değildir.

Ankara’da 1998 yılında düzenli depolama sahası olarak başlatılan tesis yerel ilçeler ve büyükşehir arasındaki problemler, uzaklık, transfer istasyonlarının olmayışı, kanunlardaki boşluklar ve AB direktiflerde ön görülen kriterlere sahip olmadığından kullanılamamaktadır. Ülkenin başkentinde katı atıklar halen karışık olarak ağırlıklı olarak Mamak depolama sahasında depolanmakta ve insan ve çevre sağlığı büyük riskler taşımaktadır.

Özetle söylenirse, Türkiye’de henüz tam anlamı ile düzenli depolama yapılmamakta ve mevcut depolama sahaların çok büyük bir çoğunluğu düzensiz (vahşi) tesisler halinde faaliyet göstermektedir. İstanbul, Bursa ve İzmir’de ömrünü tamamlamış ve hem insan hem de çevre açısından büyük tehlike riskleri taşıyan eski bazı sahaların kapatılması için girişimler başlatılmıştır. Ancak bu işlemler bu raporda önerilen sistematik bir kapatma, ıslah ve rehabilitasyon prosedürü içinde yapılmamıştır. Sahaların üstleri bir toprak örtü ile kapatılmış ve bazı durumlarda gaz toplama sistemleri yerleştirilmiş (İzmir / Bursa / İstanbul) ancak toplanan gazın yeniden değerlendirilmesi için başlatılan ihaleler maddi nedenlerle tamamlanamamıştır.

Burada en önemli sorun “çevre temizlik vergisi” adı altında alınan maddi katkının hem miktar olarak çok düşük olması hem de bunun toplandığı gaye için kullanılamamasıdır. Bu projenin içinde yer alan İŞ 3 bölümünde yer alan maddi kaynakların ortaya çıkarılamaması durumunda mevcut depolama sahalarının ıslahı bir yana yeni düzenli depolama alanlarının dahi planlanması ve hayata geçirilmesi mümkün görünmemektedir.

4 KAPATMA SONRASI BAKIM VE SAHANIN GELECEKTEKİ KULLANIMI
Kapatma sonrası bakım safhası düzensiz depolama sahasının ıslah ve rehabilitasyon çalışmalarının hemen ardından başlar. Kapatma sonrası bakım faaliyetleri, ıslah ve rehabilitasyon çalışmaları sırasında alınan önlemler paralelinde ilerler. Saha aynı zamanda kapatma sonrası bakım kriterlerini göz önünde bulundurarak gelecekteki kullanımı için hazırlanabilir.

4.1 Kapatma sonrası bakım
Depolama sahasının kapatma sonrası bakım işlemleri süresince, sahanın ıslahı ve izolasyon önlemleri ile ilgili bakım, izleme ve kontrolünden ve çevrenin genel durumundan eski işletmeci (bilindiği zaman ve durumlarda) veya ıslah ve rehabilitasyon çalışmalarını gerçekleştiren kurum sorumludur. Bu süre, gerekli görüldüğü kadar uzatılabilmeli ve depolama sahasının tehlike arz edebileceği durumları da kapsamalıdır.

Kontroller sırasında ortaya çıkabilecek ciddi çevre sorunları veya ıslah ve izolasyon çalışmalarına gelebilecek zararlar incelenip gerekli tedbirler planlandıktan sonra düzeltme önlemlerin alınmasına başlanabilir

Aşağıda kapatma sonrası bakım süresince, çeşitli bakım, izleme ve kontrol faaliyetlerinden örnekler verilmiştir.

• Sızıntı suyunun toplanması ve arıtılması ve sızıntı suyu kalitesinin ölçülmesi
• Sızıntı suyu arıtma tesisi ve / veya transfer tesisinin bakımı
• Depolama sahası ve civarında yer altı suyu rejiminin takip edilmesi
• Depolama gazının toplanması ve işlenmesi ve depolama gazı kalitesinin ölçülmesi
• Gaz toplama ve yakma tesisatının bakımı
• Son örtünün ve (var ise) uygulanan başka izolasyon ve ıslah çalışmalarının izlenmesi ve bakımı

Çeşitli kapatma sonrası bakım faaliyetleri ile ilgili bilgiler Teknik Rapor 1b-4’te (“Düşük ve Yüksek Bütçeli Belediyeler için Katı Atık Depolama Sahalarının Standart Olarak Planlanması ve Tasarımı” adlı rapor) verilmiştir.

Gelecekteki kullanım
Rehabilite edilen bir depolama sahasının gelecekteki kullanımı, burada depolanan atıkların organik fraksiyonunun tam olarak bozuşmasına ve depolama sahasında süregelen kimyasal ve fiziksel süreçlerin göreceli olarak yüksek derecede bir stabilizeye ulaşmasından oluşan kısıtlama ve sınırlamalarına bağlıdır. Bunların gelecekteki potansiyel kullanımlarını tayin eden en önemli faktörler aşağıda sıralanmıştır:
• Depolama sahası son (final) örtüsünün taşıma kapasitesinin düşüklüğü
• yoğun (özellikle homojen olmayan) yerleşmeler (çökmeler)
• Yanıcı ve patlayıcı gazların varlığı
• bozuşma ürünlerinin aşındırıcı (korosif) karakteri ve depolama sahasının iç yapısı ile ilgili genel çevresel durum

Bu süreçler ve bunlara bağlı kısıtlamalar depolama faaliyetleri tamamlandıktan sonra da uzun bir süre etkinliklerini sürdürmeye devam ederler.

Tatbik edilen izolasyon ve ıslah önlemleri ve gerekli kapatma sonrası faaliyetlerin (after-care activities) de rehabilite edilen düzensiz depolama sahasının gelecekteki kullanımı için yapılacak seçime etki edebilirler. Depolama sahasının gelecekteki kullanımına yönelik çeşitli alternatif uygulamalarda, buralarda alınması zorunlu önlemleri ve kapatma sonrası faaliyetlerini olumsuz yönde etkilememelidir. Örneğin, bu sahalarda yapılacak inşaatlarda beton sütun yapılardan kaçınılmalıdır, çünkü bu yapılar üst örtüyü delebilir ve izolasyon tabakasına zarar vererek sızıntı sularının oluşmasına sebep olabilir.

Sahanın gelecekteki potansiyel kullanıcılarının, kapatma sonrası faaliyetler için gerekli olan ekipmanlara (depolama gazı yakma sistemi veya sızıntı suyu toplama ve izleme ekipmanları gibi) ulaşabilmeleri ve/veya zarar verebilmelerine engel olunmalıdır. Depolama sahasının izolasyon özelliklerine zarar verme riski taşıyan delme /kazma hareketleri de yasaklanmalıdır.

Son olarak, depolama sahasında depolanan atıklar da bu sahaların gelecekteki potansiyel kullanımını etkileyebilirler. Depolama sahasına tehlikeli atıklar depolandı ise burada yenilecek ürünlerin ziraatının yapılmasından kaçınılmalıdır ve bazı durumlarda ise bu tür atıkları depolayan sahaların kullanılmasından tümü ile vazgeçilmelidir.

Kullanımlar aşağıdaki üç genel kategoriye ayrılabilir:
• inşaat
• açık alan ve rekreasyon
• ziraat

İnşaat

Rehabilite edilen depolama sahalarının üzerinde yapılacak inşaatlarda uyulması zorunlu kısıtlamalar ve sınırlamalar nedeni ile buraların yerleşim yerleri olarak açılmaları mümkün olduğunca teşvik edilmemelidir. Jeoteknik ve korozyon problemleri ve genel olarak sözü edilen potansiyel tehlikeler ciddi riskleri taşımaktadırlar. Yollar, araba park yerleri, ve yürüme yolları kolaylıkla tamir edilebilen esnek malzemelerden yapılmalıdır. Eğer bu sahaların üzerlerine mecburen bazı yapılar inşa edilecek ise aşağıdaki önlemlerin mutlaka alınmaları gerekir:

• üst örtünün delinmemesi için gerekli önlem alınmalıdır
• alt bölümde veya tabakalar arasında depo gazının toplanması önlenmelidir
• iyi bir havalandırma sağlanmalıdır
• metan alarm sistemi yerleştirmelidir

Açık alan ve rekreasyon

Ömrünü tamamlamış bir depolama sahasının potansiyel olarak yeniden değerlendirilmesindeki seçeneklerden en karlısı buraların açık alanlar ve rekreasyon amaçlı alanlar olarak kullanılmalarıdır. Rekreasyon amaçlı kullanım için hazırlanacak liste parklardan spor tesislerine kadar olmak üzere oldukça zengindir. Buralarda yapılacak inşaatlarda uyulması gereken tüm sınırlamalar rekreasyon amaçlı yapılar için de göz önünde bulundurulmalıdır.

Rekreasyon alanlarında kullanılacak bitkiler için bazı önlemlerin alınması şarttır. Buralarda genel olarak çim ve çayır türünde bitki örtüsünün kullanımı herhangi bir problem teşkil etmez. Ancak buralarda ekilecek ağaçların seçimi büyük bir dikkat ve özenle yapılmalıdır. Derin köklü bitkiler hiçbir zaman kullanılmamalıdır, çünkü bunlar depolama sahasının izolasyon tabakasını delebilirler ve tehlikeli maddelerin çevreye taşınmalarına sebep olabilirler. Kökleri derine gitmeyen uzun ve/veya ağır ağaçlar da önlenmelidir, çünkü bunlar rüzgara maruz kaldıklarında devrilebilirler ve üst örtünün zarar görmesine neden olabilirler.
Ziraat

Rehabilitasyonu tamamlanmış düzensiz depolama sahaları yetiştirilecek bitkilere ait özel koşullar dikkate alınarak ziraat amaçlı olarak kullanılabilir. Bu kullanıma, otlatma, tahıl üretimi, ticari amaçlı ağaçlandırma gibi örnekler verilebilir. Burada sıralanan tüm alternatifler için sahanın mutlaka bir son (final) örtü ile kaplanmış olmasını gerekli görür. Bu örtünün kalınlığı, burada yetiştirilecek bitkilerin köklerinin drenaj ve izolasyon tabakalarının delinmesine engel olacak ve bitki köklerinin depolanan atıklarla temas etmesini önleyecek kadar olmalıdır. Aksi takdirde yetiştirilen bitkilerin kirlenmeleri ve yiyecek zincirine ve çevreye zararlı maddelerin karışmaları mümkündür. Bu önlem özellikle yenen bitkilerin söz konusu olduğu durumlarda önem kazanır.

 


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s